Otuz iki yıldır bu işin içindeyim. Haberciliğin daktilodan dijitale, gazete tezgâhından sosyal medya akışına uzanan dönüşümünü adım adım yaşadım. Bir de buna, Türkiye Haber Kameramanları Derneği’nde geçirdiğim on iki yılı ekleyin. Bütün bu yıllar bana bugünün en büyük sorusunu sordurdu: Bilginin bu kadar hızlı aktığı bir çağda, doğruyu yanlıştan nasıl ayıracağız?
Sorun: Hız Var, Süzgeç Yok
Bugün bilgi, tarihin hiçbir döneminde olmadığı kadar hızlı yayılıyor. Bir telefon, bir paylaşım, saniyeler içinde milyonlara ulaşıyor. Bu, muazzam bir güç. Ama bu gücün karanlık bir yüzü var: dezenformasyon. Yani kasıtlı ya da kazara yayılan yanlış bilgi.
Sosyal medya, haber verme gücünü herkese dağıttı. Bu demokratik bir kazanım. Ne var ki bu hızlı akışın içinde bir şey eksik kaldı: süzgeç. Geleneksel medyanın onlarca yılda inşa ettiği o kurumsal disiplin, dijital dünyaya tam olarak taşınamadı. Sonuç, herkesin gördüğü tablo: doğrulanmamış iddiaların “haber” diye dolaştığı, bir yanlışın saniyeler içinde gerçeğin önüne geçtiği bir bilgi ortamı.
Geleneksel Medyanın Unutulan Erdemi: Kurumsal Disiplin
Geleneksel medyada öğrendiğim ilk şey şuydu: Bir haberi geçmeden önce teyit et, kaynağını sorgula, editör süzgecinden geçir. Bir haber, masaya gelene kadar birçok elden geçer; muhabir yazar, editör kontrol eder, yazı işleri sorgular. Bu yavaş görünen süreç, aslında bir kalite güvencesiydi. Yanlış haberi daha yayınlanmadan eleyen bir bağışıklık sistemi.
Dijital çağda bu bağışıklık sistemi zayıfladı. Çünkü hız her şeyin önüne geçti. Oysa hız ile doğruluk birbirinin düşmanı olmak zorunda değil.
Çözüm: İki Dünyanın En İyisini Birleştirmek
İşte tam burada, benim ve Ana Akım’ın inandığı şey devreye giriyor: Dezenformasyonla mücadelenin yolu, sosyal medyayı reddetmek değil; geleneksel medyanın kurumsal disiplinini bu yeni mecraya taşımaktır.
Yani sosyal medyanın hızını ve erişim gücünü alacağız; ama onu geleneksel medyanın teyit kültürü, editöryal sorumluluğu ve kaynak titizliğiyle donatacağız. Bir haberi hızla paylaşacağız, evet; ama paylaşmadan önce onu doğrulayacağız. Bir gelişmeyi anında aktaracağız; ama doğrulanmamışsa “iddia” olduğunu açıkça belirteceğiz. Sahadan canlı yayın yapacağız; ama o görüntünün arkasındaki bilgiyi sorgulayacağız.
Bu, eski ile yeninin çatışması değil; evliliğidir.
Genç Muhabirler ve Yeni Bir Kültür
Genç muhabir arkadaşlarımın dijital araçları ne kadar ustaca kullandığını görmek beni umutlandırıyor. Onlar hızın dilini doğuştan biliyor. Bana düşen ise onlara o eski, kıymetli disiplini aktarmak: Bir haberin arkasındaki sorumluluğu, teyidin değerini, kaynağa saygıyı. Hız onlarda, tecrübe bizde; ikisi birleştiğinde ortaya bambaşka bir habercilik çıkıyor.
Sonuç: Bilgi Kirliliğinin Panzehiri
Otuz iki yılın ardından şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Dezenformasyonla mücadele, teknolojiyle değil, kültürle kazanılır. Doğrulama kültürüyle, sorumluluk kültürüyle, kurumsal disiplin kültürüyle.
Sosyal medya bir tehdit değil, bir fırsattır; yeter ki onu geleneksel medyanın yarım asırda biriktirdiği değerlerle besleyelim. Biz Ana Akım olarak bu yolda yürüyoruz: yeni neslin hızını, eski neslin disipliniyle buluşturarak.
Çünkü inanıyorum ki, bilgi kirliliğinin panzehiri ne yalnızca teknoloji, ne de yalnızca nostaljidir. İkisinin doğru birleşimidir.
Aytekin Polatel — Ana Akım Genel Yayın Yönetmeni
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.