1994 yılı... Türk dünyası için ‘beka’ kelimesinin sadece bir harf dizisinden ibaret olmadığı, tarihin yeniden yazılmaya çalışıldığı sancılı bir dönem.
Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte, yıllarca ‘demir perde’ ardında kalmış soydaş coğrafyalarımız, bir yandan özgürlüğe vuslatı tadarken öte yandan derin bir belirsizliğin pençesinde kıvranıyordu.
Karabağ’da süren haksız işgaller... Bölgedeki jeopolitik boşlukları fırsat bilen dış güçlerin oyunları... Ve Türk devletlerinin kendi kimliklerini inşa etme çabası...
Tüm bu süreç, Ankara’dan bakıldığında bir dış politika meselesinden ziyade bir varoluş mücadelesi olarak görülüyordu.
İşte tam o günlerde, Ankara’dan Bakü’ye yazılan bir mektup, kopan bağları yeniden ilmek ilmek dokuyacak bir ‘diriliş manifestosu’ olarak kaleme alındı. Başbuğ Alparslan Türkeş’in, Azerbaycan Cumhurbaşkanı Ebulfeyz Elçibey’e yazdığı satırlarda, Türk dünyasının yarınlarına dair vizyonun ilk sancıları hissediliyordu:
“Türk dünyası için yapılacak çok çalışmalar vardır.”
Başbuğ’un ömrünü adadığı... Uğruna bedeller ödediği... Gönlünde bir sızı gibi taşıdığı... ‘Turan’ın sönmeyen ateşiydi o sancı.
O ‘dert’, Türk’ün parçalanmış coğrafyasını, birbirine uzak düşmüş kardeşlerin yeniden kucaklaşmasını, Türk milletinin kendi ayakları üzerinde doğrulup dünyada söz sahibi olmasını sağlama derdiydi.
Azerbaycan’dan Orta Asya’ya, Türk’ün olduğu her yere uzanan, uykuları kaçıran bir gönül davasıydı o.
Elçibey’e “sizinle koordine edeceğiz” demişti Başbuğ... Esasında ise şunu söylüyordu: “Bizim kalbimiz bir atıyor, artık coğrafyalar bizi birbirinden koparamaz.”
Başbuğ Alparslan Türkeş; tüm toplumu, tüm halkları kucaklayan, en kritik zamanlarda bugün Lider Devlet Bahçeli’nin yapmış olduğu gibi birleştirici, onarıcı, arındırıcı ve tüm gövdesini taşın altına koyan bir liderlik iradesi sergilemişti.
Bugün Türk dünyasının birbirine kenetlenmesi, Başbuğ’un mektupta çizdiği rotanın doğal bir sonucu... Öyle ki bıraktığı mirası başı üstünde tutan iradenin de tezahürü...
Başbuğ, yolu gösterdi ve “azimle muvaffak olacağız” dedi. O, inandığı yolda tek bir an bile tereddüt etmedi.
Bize düşen ne? O günkü heyecanı bugünün şartlarına kurban etmemek!
Derdi olandır Türk! Türk derdini heba etmez! O hep var olan dert, hiç bitmez! O dert, Türk dünyası tek bir yürek olup, taa ki kardeşliğin bir kale haline geldiği güne kadar devam edecek.
Şimdi aynı kararlılıkla, bize kalan bu mirası, kimseden çekinmeden, aynı sadakatle ve aynı inançla, şaşmadan taşımak omuzlarımızda.
Bu kutlu rota; sadece sınırlarımızı değil, zihinlerimizi ve gönüllerimizi birleştirdiğimiz, Türk Devletleri Teşkilatı’ndan ortak geleceğe uzanan yolda... Bizi daha güçlü, daha dirençli ve dünyada sözü en çok dinlenen irade haline getirecek olan en temel taş!
Biz bu mirası koruduğumuz müddetçe, Başbuğ’un hayalini kurduğu o büyük birleşme; Devlet Bey’in gövdesini altına koyduğu taşı da düşününce...
Bugün yollanan mektup adrese teslim nitelikte;
Kardeşlik Kalbimizde...
Gelecek Aklımızda...
Soran olursa...
Kod Adı: Kızıl Elma...
Ayşegül Akyüz Yahşi

#mhp #AlpaslanTürkeş #Başbuğ #Türk #Türkdünyası #Azerbaycan
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.