Bazı cümleler vardır; uzun nutukların anlatamadığını birkaç kelimeyle anlatır. Kimi zaman bir şiir dizesi, kimi zaman bir sokak sohbetinde duyulan sade bir ifade, insanın zihninde günlerce yankılanır. "Şarap sizin olsun, bana sâki'nin gülüşü yeter" sözü de bunlardan biridir.
İlk bakışta bir tercih cümlesi gibi görünür. Bir yanda şarap vardır; sofraların, kutlamaların, gösterişli hayatların simgesi. Diğer yanda ise bir insanın gülüşü. Üstelik herhangi bir insanın değil, sâki'nin; hayatın telaşına kapılmamış, gösterişin peşinden sürüklenmemiş, iç huzurunu koruyabilmiş birinin gülüşü.
Aslında bu cümle, çağımızın en büyük sorunlarından birine işaret ediyor: Değerlerimizi neye göre belirliyoruz?
Bugün dünyaya baktığımızda, her şeyin daha fazlasını isteyen bir anlayışın hüküm sürdüğünü görüyoruz. Daha çok para, daha büyük ev, daha pahalı araba, daha gösterişli tatiller... Reklamlar bize sürekli olarak eksik olduğumuzu fısıldıyor. Sosyal medya ekranlarından taşan hayatlar, insanlara sahip olduklarının yetmediğini düşündürüyor. Her gün biraz daha fazlasını istemeyi normal kabul ediyoruz.
Fakat ilginç bir çelişkiyle karşı karşıyayız. Maddi imkânlar arttıkça huzurun da artması gerekirken, insanların büyük bir kısmı kendisini daha yalnız, daha yorgun ve daha kaygılı hissediyor. Çünkü insan ruhunun ihtiyaçları ile tüketim kültürünün sundukları aynı şeyler değil.
Bir insanın içten gülüşü satın alınamaz.
Bir dostun samimiyeti sipariş edilemez.
Bir evladın sevgisi ya da bir arkadaşın güveni kredi kartıyla elde edilemez.
Bunlar ancak yaşanır.
Belki de bu yüzden, hayatın en değerli anıları genellikle para harcanan anılar değildir. İnsanlar yıllar sonra lüks bir restoranda yedikleri yemeğin ayrıntılarını unuturlar ama yağmurlu bir günde paylaşılan bir şemsiyeyi hatırlarlar. Pahalı bir hediyenin fiyatını anımsamazlar ama zor zamanlarında yanlarında duran insanları unutmazlar. Çünkü insan hafızası nesneleri değil, duyguları saklar.
Modern hayatın bize unutturduğu gerçeklerden biri de budur. Başarıyı çoğu zaman rakamlarla ölçüyoruz: Maaşlarla, metrekarelerle, takipçi sayılarıyla, unvanlarla... Oysa insan hayatının gerçek zenginliği bunların çok ötesindedir.
Bir düşünelim. Akşam eve döndüğümüzde bizi karşılayan sıcak bir yüz varsa, sofrada paylaşılacak bir sohbet bulunuyorsa, sabah uyandığımızda içimizi kemiren bir korku yerine huzur hissediyorsak, aslında birçok insanın aradığı servete sahibiz demektir.
Ne var ki insan, sahip olduğu nimetlere alışmaya meyillidir. Elindekileri sıradan görür, ulaşamadıklarını ise büyütür. Bu yüzden bazen bir gülüşün değerini ancak onu kaybettiğinde anlar. Bir dostun sesini, bir annenin duasını, bir babanın sessiz desteğini ya da sevilen bir insanın yüzündeki tebessümü... Hayatın trajedilerinden biri de budur: En kıymetli şeylerin çoğu ancak yokluklarında fark edilir.
Belki de "Şarap sizin olsun, bana sâki'nin gülüşü yeter" diyen kişi, tam olarak bunu anlatmak istemektedir. Gösterişli mutlulukların geçiciliğini görmüş, kalıcı olanın insan sıcaklığı olduğunu anlamıştır. Çünkü şarabın etkisi birkaç saat sürer; ama içten bir gülüş bazen yıllarca hatırlanır.
Üstelik burada söz konusu olan yalnızca romantik bir sevgi değildir. Bir komşunun selamı, bir esnafın samimi tebessümü, bir öğretmenin öğrencisine güven veren bakışı da aynı değeri taşır. Toplumları ayakta tutan şey yalnızca ekonomi ya da siyaset değildir; insanlar arasındaki görünmez bağlardır. Güven, nezaket ve samimiyet kaybolduğunda en gelişmiş şehirler bile ruhsuz yapılara dönüşür.
Belki de hayatın özeti budur. Günün sonunda hatırladığımız şeyler satın aldıklarımız değil, paylaştıklarımızdır. Bir sofranın üzerindeki yemekler unutulur ama o sofrada edilen sohbetler hafızada kalır. İçilen kadehin tadı silinir ama o sırada kurulan dostluklar yıllarca yaşar.
Bu yüzden bazen hayatın karmaşası içinde durup kendimize şu soruyu sormamız gerekir: Biz gerçekten şarabın mı peşindeyiz, yoksa sâki'nin gülüşünün mü? Çünkü insanı zenginleştiren çoğu zaman sahip oldukları değil, kalbine dokunan insanlardır. Ve bazı tebessümler vardır ki, dünyanın bütün şaraplarından daha sarhoş edicidir.
Yazar: Faruk Kavaklı
#köşeyazısı
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.