Yarın sabah, Türkiye’de saatler 07.00’yi gösterirken Vancouver’da topun yuvarlanmasıyla çeyrek asırlık bir bekleyiş sona erecek. A Milli Takım, 2002’den bu yana ilk kez bir Dünya Kupası sahasına çıkacak. Rakip Avustralya, sahne BC Place. Ama asıl mesele rakip değil; asıl mesele, aradan geçen 24 yıl.
O yazı hatırlayanlar bilir. 2002, sadece bir turnuva değildi; bir ülkenin topyekûn nefesini tuttuğu, sokakların bayraklara boğulduğu, gece yarısı kornaların sustuğu bir mevsimdi. Şenol Güneş’in takımı, çeyrek finalde Senegal’i İlhan Mansız’ın altın golüyle devirip yarı finale yükseldi; turnuva tarihinin son altın golüydü o, sonrasında kural kaldırıldı. Brezilya’ya yenildiği yarı finalde bile bizi mahcup etmedi, üçüncülükle döndü. O takım kaybederken bile bir şey kazandırıyordu: aidiyet.
Sonra perde indi. Ve uzun, çok uzun bir sessizlik başladı. 2002’de doğan bir çocuk bugün 24 yaşında; koca bir nesil, milli takımı Dünya Kupası’nda hiç görmeden büyüdü. Avrupa şampiyonalarında zaman zaman yüreğimizi hoplatan bir takımımız oldu ama o en büyük sofradan hep eksik kaldık. Hasret, bir süre sonra alışkanlığa dönüşür; tehlikelisi de budur. İnsan beklemeyi bırakır.
İşte bu yüzden yarın sabah önemli. Sahaya çıkacak isimlere bakın: Arda Güler, Kenan Yıldız, Ferdi Kadıoğlu, Kerem Aktürkoğlu. Çoğu, 2002’nin o sokaklarını ya bebekken gördü ya da hiç görmedi. Onlar bizim nostaljimizi taşımıyor; kendi hikâyelerini yazmaya geliyorlar. Montella’nın temkinli olması, “henüz 100 dakikayı çıkaracak durumda değiller” demesi de bundan: Bu kadro genç, aç ama henüz turnuva yorgunluğunu tatmamış.
Nostalji, çoğu zaman yanlış anlaşılır. Geçmişe sığınmak, “eski günler”e ağıt yakmak sanılır. Oysa gerçek nostalji, kopmamış bir ipliği fark etmektir. 2002’nin Rüştü’sünden bugünün kalecisine, o yılların coşkusundan Arda’nın ayağındaki o ince dokunuşa kadar uzanan bir süreklilik var. Aynı formanın altında değişen yüzler, değişmeyen bir özlem.
Bu sefer beklentiyi de doğru kurmak gerek. 2026 takımı, 2002’nin tekrarı olmak zorunda değil; olmaya da çalışmamalı. Onların görevi, geçmişin gölgesini taşımak değil, yeni bir neslin hafızasına ilk kareyi kazımak. Bugün 10 yaşında bir çocuk, yarın sabah ekran başına oturduğunda, bizim 2002’de hissettiğimizi ilk kez hissedecek. Belki yıllar sonra o da bir yerlerde “ben o takımı hatırlıyorum” diyecek.
Sonuç ne olursa olsun — Avustralya’yı geçsek de geçemesek de — bir şey değişti bile: Artık masadayız. Çeyrek asır boyunca dışarıdan baktığımız o sofranın bir köşesinde, yeniden yerimizi aldık.
Yarın sabah 07.00’de, milyonlarca insan aynı anda aynı şeyi yapacak: Nefesini tutacak. O an, futbolun ötesinde bir şey. O an, 24 yıl önce içimizde bıraktığımız o çocuğun, yeniden gözlerini açması.
Hoş geldin milli takım. Çok özlemişiz.
ANALİZ | Aytekin Polatel - Ana Akım Genel Yayın Yönetmeni
#millitakım #Amilli #Avustralya #Vancouver #Türkiye
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.