Uluslararası Ceza Mahkemesi (ICC) Başsavcısı Karim Khan’ın üye devletlerin oyleriyle görevden alınması, küresel adalet mekanizmalarının tarafsızlığına ve işleyişine dair derin soru işaretlerini de beraberinde getirdi. Gazze’deki insanlık dramı ve Filistin halkının hakları konusunda atılan somut adımların ardından gelen bu ani karar, "Uluslararası adalet kimin hizmetinde?" sorusunu körükleyen stratejik bir hamle olarak değerlendiriliyor.
İspatlanmamış İddialar ve Şüpheli Zamanlama
Savcı Karim Khan’ına yöneltilen cinsel taciz ve görevi kötüye kullanma suçlamaları, yargı organları önünde henüz somut ve kesin delillerle kanıtlanmamışken, ICC yönetiminin ve üye devletlerin bu kadar hızlı bir refleks göstermesi dikkat çekiyor. Khan, hakkındaki tüm iddiaları kesin bir dille reddederken, avukatları kararın hukuki temelden yoksun olduğunu ve tüm yasal yollarla sorgulanacağını belirtti.
Mevcut suçlamaların henüz tarafsız bir mahkeme hükmüne bağlanmadan apar topar bir görevden alma gerekçesine dönüştürülmesi, sürecin hukuki bir zorunluluktan ziyade jeopolitik bir operasyon olduğu şüphesini güçlendiriyor.
Dünyanın dört bir yanında yaşanan en ağır insani krizlerde, soykırım ve savaş suçları karşısında yıllarca yavaş, etkisiz ve aciz kalan uluslararası mekanizmaların; konu üst düzey bir savcının tasfiyesi olduğunda saatler içinde aksiyon alabilmesi, kurumun çifte standartlı yapısını gözler önüne seriyor.
Küresel Baskılar ve Gazze Hassasiyeti
Karim Khan’ın hedef alınması ve görevden uzaklaştırılması, doğrudan ICC’nin İsrail liderliği (Başbakan Benjamin Netanyahu ve eski Savunma Bakanı Yoav Gallant) hakkında tutuklama emri talep etmesi ve bu yönde başvuru yapan başsavcı olmasından bağımsız düşünülemez. ABD gibi mahkemeye üye olmayan güçlerin kurumu açıkça tehdit etmesi, yöneticilerine yaptırım uygulaması ve ICC'yi "dağıtma" kampanyaları yürütmesi, Khan üzerindeki baskının boyutunu özetliyor.
Filistin halkının haklarını savunan, Gazze'deki insanlık suçlarını uluslararası yargıya taşıyan bir başsavcının, ispatlanmamış iddialar bahane edilerek sistem dışına itilmesi; uluslararası hukukun baskı gruplarının ve hegemonik güçlerin çıkarlarına göre şekillendirildiğini bir kez daha kanıtlıyor.
Adalete Güven Yitiriliyor ve İsrail'in Mahkeme Üzerindeki Karanlık Eli
Akademik çevrelerden uzmanlar, ICC'nin bu kararla birlikte derin bir meşruiyet kriziyle karşı karşıya kaldığını belirtiyor. Mahkemenin önceki Başsavcısı Gambiyalı hukukçu ve ülkesinin İngiltere nezdindeki Yüksek Temsilcisi Fatou Bensouda, daha önce Al Jazeera'ye verdiği röportajda, İsrail'in eski Mossad Başkanı Yossi Cohen'in kendisiyle görüşerek Filistin soruşturmasını durdurmasını talep ettiğini ve ailesini kapsayan açık tehditlerle (evinin önüne kadar takip edilip gözdağı verilmesi gibi) karşılaştığını açıklamıştı.
Bensouda’nın yıllar önce dile getirdiği şu tarihi uyarı, bugün yaşananların vahametini ve İsrail'in ICC üzerindeki baskı ve etkisini net bir şekilde gözler önüne seriyor:
"Eğer uluslararası adalet mekanizmaları ve mahkemeler tarafsızlıklarını, bağımsızlıklarını yitirirlerse; dünyada hukukun üstünlüğü değil, yalnızca güçlülerin düzeni kalır. Adalet siyasetin kurbanı olamaz."
Yoğun jeopolitik baskılar ve istihbarat operasyonları altında bağımsızlık algısını kaybeden mahkeme, kendi liderliğini harcama pahasına küresel güç odaklarına boyun eğdiği yönündeki eleştirilerin odağında yer alıyor. Aktif tutuklama emirleri hukuken geçerliliğini korusa da, başsavcılık makamına yapılan bu müdahaleler, uluslararası ceza adaletinin geleceğine vurulmuş ağır bir darbe olarak kayda geçiyor.
Haber: Ayşegül Akyüz Yahşi
#ÖzelHaber #ICC #KarimKhan #Gazze #Filistin #FatouBensouda #Mossad #UluslararasıAdalet #Netanyahu #Jeopolitik #Gündem
Yorumlar
0Henüz yorum yok. İlk yorumu siz yazın.